Mahkeme salonu
gün ortası tenhalığındaydı. İlginç bir dava olmadığı için salonda fazla
izleyici yoktu. Hakim salona girdi. Önündeki dosyaya bir göz atta: “Yine
boşanma davası ha!” diye mırıldandı. Başını kaldırdı. Bakışlarını davalıyla
davacıya çevirdi. İkisi de 70’ini aşkın görünüyordu. Şaşkınlık içinde sordu:
“Boşanmak mı istiyorsunuz?” Yaşlı kadının gözleri doluydu. Torunu yaşındaki
hakime baktı ve acıklı bir sesle hikayesini anlatmaya başladı:
Geçmişinizle ilgili hiçbir şeye üzülmeyin.
Hiç kimseye de kızmayın. Çünkü bunun size tek bir faydası olmayacağı gibi,
bu durum sizin iç temsilinizi ve kişilik tutarlılığınızı zedeler, kendinize
olan saygınızı öldürür. Siz damlayan sular olun. Bu size çok büyük kazanç
sağlayacaktır. Bir eğitimci arkadaşım başından geçen ilginç bir olay
anlatmıştı. Birlikte dinleyelim:
Günün her saati
kalabalık olan caddedeki tek pastaneyi işletiyordu genç kadın. Taze ve lezzetli
ürünler sattığı için kısa zamanda çok sayıda müşteri kazanmıştı. Bir gün yaşlı
bir hanımın caddenin öteki ucunda pastane açacağını duydu. Artık bir rakibi
olacaktı anlaşılan. Yeni pastane pek şirin ve şık görünüyordu.
Güzel gören
güzel düşünür. Güzel düşünmek ve güzel görüp güzel yaşamak istiyorsanız gülü
uzatan önce siz olun. Selamı önce başkalarından beklemeyin, ilk veren siz olun.
Böylece siz daha asaletli davranmış olursunuz.